8 Mayıs 2013 Çarşamba

Şarlatan bir İngiliz Ajanı mı, yoksa gerçek bir Şeyh mi? Kim bu Nazım Kıbrısi?


adnan oktar, harun yahya, ingiliz istihabaratı, kripto yahudiler, MI6, sahte şeyh Nazım Kıbrisi, sahte şeyhler, sapık tarikatlar, sözde şeyh nazım kıbrısi,
Şarlatan bir İngiliz Ajanı mı Yoksa gerçek bir Şeyh mi Kim bu Nazım Kıbrısi

İngiliz İstihbaratı, tarikat şeyhi kılığına soktuğu bir mensubunu içimize sızdırmış olabilir mi?


İngiliz istihbaratının yetenekleri dünyaca meşhurdur. Öyle ki Arabistan yarımadasının Osmanlı egemenliğinden koparılmasında İngiliz Casusu Thomas Edward LAWRENCE öncülüğünde İngiliz İstihbaratı en büyük rolu oynadı ve etnik milliyetçiliği kullanarak Arap vatandaşlarını Osmanlı' ya karşı ayaklandırmayı başardı. (Şimdi hangi vatandaşlarımızı ayaklandırma gayreti içerisinde oldukları hepimizin malumu.)

İngiliz İstihbaratının, Türk-İslam Dünyasının içerisine sızmak, vatandaşlarımızın beyinlerine, dini duygularına nüfuz etmek ve bu suretle kendi çıkarları doğrultusunda kamuoyu oluşturmak için türlü yollar denediği ve denemeye devam edeceği bir vaka.

Bu yollardan birinin de "Şeyh Nazım KIBRISİ" olabileceği kimi kaynaklarda yer aldı. Bir çoğumuz tarafından samimi bir İslam büyüğü, bir şeyh olarak bilinen bu şahsın, İngiliz İstihbarat Servisinin maaşlı elemanı olduğu, bu konuda Türk İstihbarat biriminde açılmış bir dosya bulunduğu Cengiz ÖZAKINCI' nın "Türkiye' nin Siyasi İntiharı Yeni Osmanlı Tuzağı" isimli eserinde belirtilmektedir. Hürriyet Gazetesinden Yıldırım ÇAVLI' nın 4 Ocak 1996 tarihli haberinde de bu konunun ele alındığı, yine aynı eserde ifade edilmiştir.


İslam büyüğü, tarikat şeyhi olarak bilinen bir şahsın İngiliz İstihbarat elemanı olma ihtimali bile hepimizi dehşete düşürebilecek türden. Yukarıdaki eserde yer alan söz konusu bilginin ne kadar gerçeği yansıttığını bilemiyoruz ama bahse konu eser Nisan 2005 tarihinden Ekim 2007 tarihine kadar 14 baskı yapmış ve halen alıntı yaptığımız bilgilerle birlikte eserin satışı devam etmektedir.

Yazımıza konu bilginin iftiradan ibaret olması halinde, ilgilisince tekzip edilebilecek ve dava yoluyla kitabın yayımının ve satışının durdurulabilecek olması hasebiyle, bu bilgide gerçeklik payı olabileceği düşüncesindeyiz. (Not : Yazımızın dayanağını oluşturan eserden aldığımız bilginin iftiradan ibaret olduğu mahkeme kararıyla sabit olması halinde, iş bu yazımız derhal yayından kaldırılacaktır.)

Günümüzde o denli bilgi kirliliği ve dezenformasyon ile karşı karşıyayız ki, hangi bilginin doğru hangisinin yanlı ve yanlış olduğunu kestirmek gerçekten güç. Vatandaşlarımızın uyanık olmaları, bu yazımız dahil her türlü haber ve yayını, çapraz okuma suretiyle akıl-mantık süzgecinden geçirerek doğruluğunu-yanlışlığını test etmeleri gerektiği acizane tavsiyemizdir.

(video) Sözde Şeyh Nazım Kıbrısi, Sarışını - Esmeri bıraksın da Allah için bunca harama tepki koysun!

Ne günlere kaldık. Bunları da mı görecektik. Sözde Şeyh Nazım Kıbrısi, Sabetayist Adnan Oktar'a hitap ederek "Hep sarışın olmaz. Biraz da esmer koysun" diyor. Bozacının şahidi şıracı...



Her olağanüstü hal keramet değildir. Şeyhlik iddia eden herkes şeyh değildir

adnan oktar, istidraç, keramet, mucize, olağanüstü haller, sahte şeyh Nazım Kıbrisi, sapık tarikatlar, sapıklık, sihir - büyü,


ÇOCUKLARINIZA İZLETTİRMEYİN! Ama siz mutlaka izleyin!

Her olağanüstü hal keramet değildir. Olağanüstü haller dinsiz- imansızlarda bile görülebilir. Ya da bu videoda gördüğünüz gibi kendini Müslüman zan eden sapıklarda da görülebilir. 

Bu tarz sapıkların yaptıkları tamamen sihirdir. Burada alet olan, kullanılan müridler bile yaşananların şeyhlerinin kerameti olduğuna inandırılırlar. Lakin vaziyet göründüğü gibi değildir. 


Bunlar hiç zor şeyler değildir. Hepsi de sihirdir. Hindistan başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde, kendilerini Müslüman olarak tanıtmayan pek çok bozuk dinin mensubu olan kişilerin ellerinde de bu tarz olağan üstü haller görülebilmektedir. Onların yaptığı da sihirdir. Sihir mevzuu çok derin bir mevzudur. Tam anlamı ile anlamaya çalışmadan önce iyi derecede İslami ilimlerde birikim gerektirir.

Bu tarz sözde İslami tarikatlarda sergilenen sapıklıkların peşine düşenler son dönemde iyice artmakta, Müslümanlarla mücadele eden küfür sistemleri ise bunlarla -her nedense- mücadele etmemektedirler. 

Çok üzücüdür ki, ülkemizdeki sözde İslami basında yazan yazarlarımıza kadar, hatta Üstad kabul edilen yazarlara kadar pek çok kimse, sergilenen bu sapıklığın "keramet" olduğunu düşünmektedirler. 

Bunun İslam dinine göre tarifi/tabiri "İstidraç"tır



HARİKULADE/OLAĞANÜSTÜ  HALLER

İrhâs, nebinin nübüvvetini izhâr etmeden evvel kendinde zuhur eden harikulade hâllerdir. Hz. Isâ {a.s.)'nın beşikte iken konuşması, Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v)'i  bi'setinden evvel dâima bir bulutun takip etmesi ve ağaçların selam vermesi gibi.

Mucize, peygamber olduğunu izhâr ve isbât için bir peygamberden sadır olan harikuladedir. Rasûlullâh'ın mucizesi gayet çoktur. En büyük mucizesi Kur'ân'dır. Çünkü enbiyânın mucizeleri umumiyetle kavimlerinin iftihar ettikleri şeylerin cinsinden olur ki, acziyetteri ortaya çıkınca nebilerini tasdik edip saadet-i dâreyne nail olsunlar. Meselâ, İsâ (a.s) zamanında tıp ilmi ileri gitti, insanlar onunla iftihar ettiler. Lâkin anadan gözsüz doğanları tedavi ve ölüyü ihya edemediler. Hz. İsâ (a.s.) körlerin gözlerini açmak, ölüyü diriltmekle onları âciz kıldı. Rasûlullâh Efendimiz zamanında Arap kavmi fesahat ve belâgatle ileri gitti. Kur'ân'ın fesahati ve belagatı onları âciz bıraktı. Hatta bir âyetin bile mislini getirmekten âciz oldular.

Keramet, nübüvvet dâvasında bulunmayan marifet ve taat ehli velîden zuhur eden harikuladedir. Keramet, velî olan kuluna Allah'ın ikramıdır. Kerâmet-i evliya haktır. Vukuuna delil çoktur. Meselâ, Hz. Meryem'in yanında yaz günlerinde kış, kış günlerinde yaz meyvelerinin bulunması, Süleyman (a.s.)'ın vezirinin uzak mesafeden Belkıs'ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar getirmesi gibi. Bu kerametlerin hepsi Kur"an'la sabittir. Binâenaleyh inkâra imkân yoktur.



Meûnet, amelleri ve ahlâkı güzel olan bâzı mü'minlerde bir iddiaya dayanmadan zuhur eden harikulade hâllerdir, bâzı mü'minlerin sıkıntı ve musibetlerden kurtulmaları, kolaylıkla maişet tedârik etmeleri büyük bir tehlikeyi kolayca atlatabîlmeleri gibi. Bu meûnet Allah'ın kullarına lütfü, ihsanı ve yardımıdır. "Kul bunalmayınca Hızır yetişmez" sözü meûneti hatırlatır.

İstidrâc, küfrü ve isyanı zahir olan kimsenin elinden kendi arzularına muvâfık olarak zuhur eden harikulade hâllerdir. Fravun'un 400 sene gibi uzun yıllar yaşayıp baş ağrısı bile görmemesi, şeytanın ölümden sonraki dirilişe kadar kendisine ömür verilmesi için yaptığı duanın kabul edilmesi gibi. (Duası kabul oldu ancak ömrü dirilişe kadar değil kıyamete kadar uzatıldı.)

İhanet, küfrü ve isyanı açık olan kimsenin elinden kendi isteğinin aksine zuhur eden hâllerdir. Meselâ, Müseylemetü'l-Kezzâb "Ben nebiyim ve nübüvvetime su keçi şahadet edecek" dedi ve keçi de "Sen yalancı melunsun" dedi. Yine mucize gösteriyorum diye suyu az olan kuyunun suyunun çoğalması için kuyuya tükürdü, fakat kuyuda mevcut olan su da kurudu.

Anlaşılacağı üzere olağanüstü haller bir kafirin hatta şiddetli ve zalim bir kafirin elinde bile görülebilir. Bu hal evliyanın kerameti mi yoksa kafirin/münafığın istidracı mı diye çok dikkat etmek gerekir.

Eskiden beri bazı sapık tarikatların kendi vücutlarına zarar vermeleri, kesmeleri, delmeleri ve buna rağmen kanama bile olmaması da keramet değil istidraçtır.  Şeytani/Cinni bir durumdur. Bu haller onların yüksek mertebelerde olduklarını değil aşağılık derekelerde olduklarını ve cinnilerin elinde oyuncak olduklarını, yaşadıkları hallerinde sihir olduğunu gösterir.

(Video) Sözde Şeyh Nazım Kıbrısi'nin zikir diye yaptırdığı sapıklıklar bitmek bilmiyor

(Video) Sözde Şeyh Nazım Kıbrısi'nin zikir diye yaptırdığı sapıklıklar bitmek bilmiyor

22 Şubat 2012 Çarşamba

Hilafet Kaldırılmadı mı? İngilizler Kaldırdıkları Hilafeti Geri Getirmek mi istiyorlar?

aytunç altındal, ermeni selim han, hilafet meselesi, ingiliz istihabaratı, sahte halife selim han, sahte şehzade selim han, sahte şeyh Nazım Kıbrisi, videolar,



6 Kasım 2004 tarihinde İngiliz İstihbarat örgütü MI6'nın en önemli adamı Türkiye'ye geldi. Görüşmeler yaptı ve dedi ki, "Artık İslam aleminin hilafete ihtiyacı var."

Hilafet Müessesini bin bir türlü hile ve desise ile kaldıran devrin süper gücü İngiltere şimdi de tekrar geri getirmek mi istiyor?


Ortadoğu ve Asya yeniden yükseliyor ve Batı çöküşe geçiyorken, kendi tekellerinde tuttukları suni bir hilafet makamı ve halife ile girilen yeni çağda, Türkiye'yi İslam ülkelerini batı menfaatlerine şekillendiren bir ülke mi yapmak istiyorlar?

Yeniden bir büyük hile ile karşı karşıya mıyız?
Büyük Ortadoğu Projesi, Medeniyetler İttifakı, Dinler arası diyalog, Kuzey Afrika Birliği ve diğer projelerin mimarları neden hilafeti getirmek ister?

26 Ocak 2012 Perşembe

Sahtekar Şeyh Nazım Kıbrisi ve Sahtekar Osmanlı Şehzadesi Selim Han

adnan oktar, murat bardakçı, nadine dawson, sahte şehzade selim han, sahte şeyh Nazım Kıbrisi,
Sahtekar Şeyh Nazım Kıbrisi ve Sahtekar Osmanlı Şehzadesi Selim Han


Kamera önlerinde kadınlarla oynaşıyor...
Ağzında düdükle cin çıkartma ayini yapıyor...
Milyonların önünde ekranlarda küfür ediyor...
Bağlıları ayetleri sazla cazla okuyup kafa sallıyor...
Kendi dahi kadın erkek karışık zikir(!) yapıyor....
Adnan Oktar gibi belgeli bir ruh hastasını mehdi ilan ediyor ve bizim milletimiz bütün bunları gördüğü halde hala bu şaşkın herifin ardına Şeyh diye düşüyor...

Yetmedi, şimdi bir de bir Ermeni tohumu Türk'ün başına Sultan edilmeye çalışılıyor... Hilafeti kaldıran İngilizler. Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek için halifeliği yeniden getirmek istiyorlar... Bunun için birçok aktörü aynı anda sahneye sürüyorlar. Ne garabet...------

Şeyhe Bak Şeyheee ! 

KIBRIS’ta bundan birkaç sene önce yaşanan komediyi belki hatırlarsınız...
Magosa Kalesi’nde garip sesler işitilmiş, “Şeyh Nazım el Kıbrısî” adını takınan İngiliz pasaportlu ve kafasında devâsâ bir sarıkla dolaşan adamın biri “İşbu çığlıklar kırk küsur metre boyunda yedi başlı ejderhaya aittir ve de kıyamet alâmetidir” kerametini yumurtlamıştı. Derken aradan birkaç gün geçmiş, sesin kalenin mazgallarına sıkışıp kalmış zavallı bir baykuşun çığlıkları olduğu anlaşılmış, devâsâ sarıklı adam rezil olmuş ama işi pişkinliğe vurup tek lâf etmemişti.


Adamın yüzsüzlüğü bu kadarla kalsa gene iyi... Yine o günlerde İngiliz veliahdı Prens Charles‘ı diline dolamış ve “Prens’i Müslüman ettim” deyince bu defa İngilizler’i güldürmüştü...

İşte böylesine içler acısı saçmalıkları ortaya atmaktan hiç mi hiç utanmayıp düştüğü vaziyeti farkedemeyen bu Şeyh Efendi, şimdilerde yepyeni bir keramet yumurtlamış: Avrupa’da, Sultan Abdülhamid‘in soyundan gelen “Selim Efendi” adında bir şehzade varmış, bu adam hilâfetini ilân etmiş ve Topkapı Sarayı’ndaki peygamber sancağını çok yakında Hazreti Mehdi‘ye bizzat teslim edecekmiş!


MEVLÂNÂ TORUNUYMUŞ!

Ortalıkta bir zamanlar “Kıbrıslı Şeyh Nâzım Efendi” adıyla dolaşan kerameti kendinden menkul efendi, şimdilerde “Şeyh Muhammed Nazım Âdil el-Kıbrısî el-Hakkanî el-Rabbânî Hazretleri” diye tumturaklı bir isim takınmış, üstelik yepyeni bir de şecere uydurmuş ve zât-ı mecnûnânelerini Hazreti Mevlânâ‘ya kadar götürmüş!

Haydi, adamcağızın aklından zoru var veya birşeylerin peşinde koştuğu için kasıtlı olarak böyle cevherler yumurtluyor diyelim; peki ama abuk-subuk konuşup
her daim saçmalayan böylesine bir zavallıyı hâlâ eteklemeye devam eden dünya kadar müride ne diyeceksiniz? Size, bu komedinin arkasında nelerin olduğunu kısaca anlatayım:

1980’lerin başında, ortalıkta Nadine Dawson adında Amerikalı bir hatun görünür oldu. Fransa’da yaşayan “Selim” adında bir babası vardı ve bu zât, Nadine Dawson‘a göre Sultan Abdülhamid‘in bir İranlı prensesten dünyaya gelmiş son oğlu idi! Selim‘in doğumundan kimselerin haberi olmamıştı, gizlice büyütülmüştü, hayatını hep kim olduğunu saklayarak geçirmişti ama artık ortaya çıkmasının zamanı gelmişti!

Nadine Dawson bu akıllara ziyan hikâyeyi 80’lerin başında gelip bana da anlattı, tabii ki güldüm ve kadıncağızı nazikçe selâmetledim. Ama sonraki senelerde iş dallanıp budaklanır ve hatun hemen her gazetede görünmeye başlar hâle gelince bu “Selim Efendi”nin haddizatında kimin nesi olduğunu merak ettim ve araştırıp öğrendim...


AH, ŞU PARA YOK MU!

Arapyan adında İstanbullu Ermeni bir antikacının oğluydu! Gençlik seneleri Mısır’da geçmiş, annesinin ikinci kocası olan bir Fransız doktor tarafından büyütülmüş, Mısır’da sürgünde yaşayan Osmanlı ailesinin mensuplarıyla arkadaşlık etmiş, seneler sonra da Abdülhamid‘in oğlu olduğunu iddia etmişti!
İşte, “Şeyh Muhammed Nazım Âdil el- Kıbrısî el-Hakkanî el-Rabbânî Hazretleri” unvanını takınan şeyhin “Hazreti Mehdî’yi beklediği” kerametini yumurtladığı “Şehzade Selim Efendi”, Arapyan‘ın oğlu olan ve birkaç sene önce ölen bu Selim‘in torunu... “Pederim, Abdülhamid’in oğludur” diye oradan oraya koşuşturan Nadine Dawson da bu adamın halası ve “Musul petrollerindeki Abdülhamid hissesini alıp trilyoner olmak” gibisinden senelerdir bir türlü bitmeyen hayaller uğruna yeğen bey “halifelik”, halası hatun da “sultanlık” oynuyorlar!

Bilerek yahut bilmeyerek böyle tezgâhlara âlet olup saçmalayan “Şeyh”lerin kerametine kurban olsunlar!

Murat Bardakçı
mbardakci@htgazete.com.tr
30 Ağustos 2010

Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu güne değin en çok tıklanılanlar